Burak Alban, MSc.Klinik PsikologAra
Ara
← Blog

Blog

Çift Terapisi: İki Kişiden Fazlası

Çift terapisi çoğu zaman bozulan bir ilişkinin tamir edildiği, iletişim problemlerinin çözüldüğü veya iki kişinin yeniden birbirine yaklaştırıldığı bir alan olarak düşünülebilir. Ancak sanırım ilişkiyi yalnızca iki kişinin birbirine karşı sergilediği davranışların toplamı olarak görmek, çift olmanın yarattığı üçüncü bir yapıyı gözden kaçırmamıza neden olur. Çünkü terapi odasına gelen yalnızca iki ayrı insan değildir. İki kişinin geçmiş deneyimleri, yakınlıktan beklentileri, korkuları, ihtiyaçları ve bunlarla baş etmek adına geliştirdikleri yollar da onlarla birlikte gelir. Üstelik bunların karşılaşmasından artık yalnızca birine veya diğerine ait olmayan bir ilişki biçimi ortaya çıkar. Bir tarafın davranışı diğerinin davranışının öncülü, diğerinin verdiği tepki ise ilkinin davranışının sürdürücüsü haline gelebilir. Bir süre sonra çiftler kendilerini aynı tartışmanın farklı versiyonlarını yaşarken bulurlar. İçeriği değişse de tartışmanın kendisi garip bir biçimde tanıdıktır. O halde çift terapisinin meselesi kimin haklı olduğunu bulmaktan ziyade, iki kişinin birlikte nasıl bir döngü yarattığını ve bu döngünün onları aslında neyden koruduğunu anlayabilmektir.

İlginç olan ise çiftlerin birbirlerinden en fazla şikâyet ettikleri davranışların bazen ilişkiyi kaybetmemek adına geliştirilmiş olmasıdır. Yakınlık ihtiyacı karşılanmadığında daha fazla konuşmak, daha fazla sormak veya karşı taraftan güvence istemek ilk bakışta ilişkiye yönelmek gibi görünür. Ancak bu talep arttıkça kendisini yetersiz, sıkışmış veya eleştirilmiş hisseden diğer taraf geri çekilebilir. Geri çekilmek onun için tartışmanın büyümesini engellemenin veya ilişkiye daha fazla zarar vermemenin bir yolu bile olabilir. Fakat sessizlik karşı tarafta terk edilme veya önemsenmeme hissini büyüttüğünde, yakınlık talebi daha da artar. Böylelikle biri yaklaştığı için diğeri uzaklaşır, diğeri uzaklaştığı için ilki daha fazla yaklaşır. Buradaki paradoks sanırım iki tarafın da davranışının kendi içerisinde anlaşılabilir olmasıdır. Sorun, bu iki korunma biçiminin karşılaştığında ürettiği döngüdür. Bu nedenle çift terapisinde davranışın kendisi kadar, o davranışın kişi için hangi işlevi gördüğünü anlamak da kıymetlidir.

Ancak döngüyü görmek yalnızca karşı tarafı daha iyi anlamak için değildir. Kişinin ilişkinin içerisinde kendisini görebilmesi de gerekir. Çünkü “o böyle yaptığı için ben böyle yapıyorum” açıklaması çoğu zaman doğru bir şey söylüyor olsa bile kişinin kendi hareket alanını oldukça daraltabilir. Eğer davranışım bütünüyle karşımdakinin davranışına bağlıysa, değişebilmem için önce onun değişmesini beklemem gerekir. Halbuki kişinin kendi korkusunu, ihtiyacını ve bu ihtiyacı korumak için geliştirdiği stratejiyi fark edebilmesi ilişkinin içerisinde yeniden bir seçim alanı oluşturabilir. Belki yakınlık kurmanın yolu her zaman daha fazla yaklaşmak olmadığı gibi, kendini korumanın yolu da her zaman uzaklaşmak değildir. Burada bireyselleşme ile yakınlık birbirinin karşıtı olmaktan çıkar. Sağlıklı bir ilişkide kişi karşısındakiyle bağ kurarken kendi sınırlarını koruyabilir, farklı düşünebilir, hayır diyebilir ve yine de ilişkinin içerisinde kalabilir. Yakınlık, iki kişinin birbirine dönüşmesi değil; birbirinden ayrı kalabilen iki kişinin temas edebilme kapasitesi haline gelir.

Bu açıdan bakıldığında çift terapisinin başarısını yalnızca çiftin birlikte kalıp kalmaması üzerinden değerlendirmek de eksik olacaktır. Bazı ilişkiler dönüşerek devam eder, bazılarıysa iki kişinin birbirlerine zarar veren bir döngüyü fark etmeleriyle sonlanabilir. Terapinin görevi ilişkinin kaderine karar vermek değil, o kader üzerinde çiftin daha fazla söz sahibi olabileceği bir alan yaratmaktır. Çünkü fark edilmeyen döngüler tekrar edilmeye daha yatkındır; yalnızca bu ilişkide değil, sonrasında kurulacak ilişkilerde de. Belki de bu nedenle çift terapisinde asıl değişim tartışmaların tamamen ortadan kalkması değildir. Kişilerin tartışmanın ortasında artık yalnızca karşılarındaki insanın neyi yanlış yaptığını değil, kendilerinin neyi korumaya çalıştığını da görebilmeye başlamalarıdır. İki kişinin birbirini değiştirmeye çalıştığı yerden, birlikte yarattıkları şeyi merak edebildikleri yere geçmek ilişkinin bütün problemlerini çözmeyebilir. Ancak sanırım ilk defa aynı döngünün içerisinde birbirlerine karşı değil, o döngüye birlikte bakabilmelerini mümkün kılar.