Psikoterapi
Psikolojik belirtiler çoğu zaman yalnızca bugünün problemi değildir. Kaygı, depresyon, ilişki güçlükleri, özgüven sorunları veya yaşam boyunca tekrar eden bazı döngüler; kişinin geçmiş yaşantıları, erken dönem ilişkileri, bağlanma deneyimleri ve zaman içerisinde geliştirdiği baş etme biçimleriyle ilişkili olabilir.
Çalışmalarımda psikanalitik psikoterapiyi temel alan bütüncül bir yaklaşım benimsiyorum. Psikoterapiyi yalnızca belirli bir belirtinin ortadan kaldırılmasına yönelik bir müdahale olarak değil; kişinin yaşadığı güçlüklerin ardındaki psikolojik dinamikleri, ilişkisel örüntüleri ve kendi iç dünyasını zaman içerisinde daha derinlikli anlayabileceği bir süreç olarak ele alıyorum.
Bütüncül yaklaşım benim için farklı terapi yöntemlerini yan yana uygulamaktan çok, kişiyi tek bir belirti, tanı veya kuramsal açıklama üzerinden değerlendirmemek anlamına geliyor. Bir belirtinin varlığı, her zaman doğrudan ortadan kaldırılması gerektiği anlamına gelmeyebilir. Bazen öncelikle bu belirtinin kişinin yaşamında nasıl ortaya çıktığını, neyle ilişkili olduğunu ve zaman içerisinde nasıl bir işlev üstlendiğini anlamak önemlidir.
Bu nedenle terapide yalnızca “Bu belirtiyi nasıl azaltabiliriz?” sorusuna değil, “Bu belirti neden burada ve kişinin yaşamında ne anlatıyor?” sorusuna da yer açıyorum. Kişinin yaşam öyküsü, kişilik yapılanması, ilişkileri, duyguları ve güncel yaşam koşulları birlikte değerlendirilir; kullanılacak yöntem ve müdahaleler de bu bütünlük içerisinde şekillenir.
Terapi Süreci Nasıl İlerler?
Her danışanın terapiye getirdiği hikâye ve ihtiyaç birbirinden farklıdır. Sürecin başlangıcında kişinin mevcut güçlükleri, yaşam öyküsü, ilişkileri ve terapi hedefleri birlikte değerlendirilir. Bu değerlendirmeler doğrultusunda kişiye özgü bir vaka formülasyonu oluşturulur. Bu formülasyon sabit bir açıklama olarak değil, terapi boyunca edinilen yeni bilgiler ve ortaya çıkan örüntüler doğrultusunda gelişmeye devam eden bir anlayış olarak ele alınır.
Psikanalitik psikoterapi yalnızca geçmiş hakkında konuşmak anlamına gelmez. Bugün yaşanan ilişkiler, duygular, çatışmalar, seçimler ve tekrar eden yaşam örüntüleri de çalışmanın önemli bir parçasıdır. Bazen kişinin hayatının farklı alanlarında karşılaştığı güçlüklerin benzer bir örüntü etrafında tekrar ettiği ancak zaman içerisinde görünür hâle gelebilir.
Terapötik ilişki de bu sürecin önemli bir parçasıdır. Terapi sırasında ortaya çıkan duygu ve deneyimler, kişinin kendisiyle ve başkalarıyla nasıl ilişki kurduğunu anlamak için birlikte düşünülebilir. Terapistin rolünü yalnızca dışarıdan değerlendirme yapan veya sürekli yorumlayan biri olarak değil; danışanın kendi deneyimini keşfetmesine eşlik eden, gerektiğinde bağlantıları birlikte düşünen ve sürecin ihtiyaçlarına göre daha aktif veya daha destekleyici olabilen bir konumda ele alıyorum.
Uzun Dönemli Psikoterapi
Çalışmalarım ağırlıklı olarak düzenli ve uzun dönemli psikoterapi süreçlerine dayanır. Bunun nedeni terapinin mutlaka belirli bir süre devam etmesi gerektiği düşüncesi değildir. Bazı psikolojik örüntülerin anlaşılması, terapi içerisinde deneyimlenmesi ve değişimin zaman içerisinde günlük yaşamın bir parçası hâline gelmesi belirli bir süre gerektirebilir.
Bu nedenle terapi süresi baştan belirlenmiş sabit bir seans sayısıyla sınırlandırılmaz. Sürecin odağı, ilerleyişi ve terapi hedefleri belirli aralıklarla birlikte değerlendirilir. Amaç kişinin terapiye süresiz biçimde devam etmesi değil; zaman içerisinde kazandığı farkındalıkları terapi dışında da kullanabilmesi ve ihtiyaç duyduğu değişimi kendi yaşamında sürdürebilmesidir.
Travma ve EMDR
Travmatik veya zorlayıcı deneyimleri kişinin yaşamının geri kalanından bağımsız olaylar olarak değerlendirmiyorum. Bu deneyimlerin kişinin benlik algısı, duygu düzenleme biçimleri, ilişkileri ve bugün karşılaştığı durumlara verdiği tepkiler üzerindeki etkileri, kişinin yaşam öyküsünün bütünü içerisinde ele alınır.
Bütüncül çalışma çerçevesinde ihtiyaç duyulduğunda EMDR ve duygu odaklı yaklaşımlardan da yararlanıyorum. Bu yöntemleri psikoterapiden bağımsız uygulamalar olarak değil, kişinin ihtiyaçlarına ve oluşturulan vaka formülasyonuna göre devam eden terapi sürecine entegre edilebilecek araçlar olarak değerlendiriyorum.
Bu nedenle terapi belirli bir teknik talebi üzerinden değil, öncelikle kişinin ne yaşadığını ve neye ihtiyaç duyduğunu anlamak üzerinden şekillenir. Hangi yöntemin ne zaman kullanılacağı; terapi hedefleri, kişinin ihtiyaçları ve sürecin o aşamasındaki değerlendirmeye göre belirlenir.
Ergenlik, Genç Yetişkinlik ve Yetişkinlik
Çalışma alanım ağırlıklı olarak 15 yaş ve üzerindeki ergenler ile yetişkinleri kapsar. Kimlik gelişimi, bireyselleşme, benlik algısı ve kişilik yapılanması özellikle ergenlik ve genç yetişkinlik dönemlerinde önemli gelişimsel süreçlerdir. Bununla birlikte benzer meseleler yaşamın farklı dönemlerinde ilişkiler, ayrılıklar, kayıplar, yaşam geçişleri veya kişinin kendisini yeniden değerlendirdiği dönemlerde yeniden gündeme gelebilir.
Psikoterapide amaç yalnızca mevcut güçlüklerin azalması değildir. Kişinin kendisini ve ilişkilerini daha derinlikli anlayabilmesi, tekrar eden örüntülerini fark edebilmesi, geçmiş deneyimleriyle bugünkü yaşamı arasında bağlantılar kurabilmesi ve zaman içerisinde daha esnek ilişki ve baş etme biçimleri geliştirebilmesi de sürecin önemli parçalarıdır.
Psikoterapiyi, terapistin danışan adına cevaplar verdiği bir süreçten çok, iki kişinin birlikte düşündüğü; kişinin zaman içerisinde kendi deneyimine, ilişkilerine ve yaşamına farklı bir yerden bakabilmesini mümkün kılan bütüncül bir terapötik çalışma olarak ele alıyorum.