Ergenlik dönemi birey olma safhasının en kritik aşamalarından biri olarak sayılabilir. Kimlik gelişimi veya daha sert bir ifadeyle kimlik ediniminin mümkün olması adına atılan ayrışma adımlarının bir o kadar hassasiyetle yaklaşılması gerekmektedir. Bir çok kişinin bildiğinin aksine ebeveynlerden ayrışmak onlardan kopmayı gerektirmez. Ancak burda sanırım ayrışmak ve kopmak arasındaki farkı anlamak çok yardımcı olacaktır. Öncesinde ise sağlıklı bir kimlik ediniminin nelere ihtiyac duyduğunu açıklamaya çalışacağım. Birbirini takip eden çocukluk ve ergenlik geçisinin yumuşak yapılması da elbette bu gelişimin en büyük destekleyecilerindendir. Şüphesiz ki, kimlik gelişminin alt yapısı olarak görülen biyolojik ve sosyolojik faktörlerin kişiliğin örgütlenmesinde ve bireyin psikolojisinin yapı taşları olduğu kesindir. Bilhakis psikolojinin de tek başına uygun ve sağlam bir kimlik edinilmiş ise bu faktörleri değiştirip dönüştürebilcecek güce erişmiş olmasıdır. O halde edinilmiş güçlü kimlik tanımınının uzandığı yatak aslında kişinin kaynaklarını en doğru şekilde yönetebilme beceresinden geldiğini düşünmek yanlış olmaz. Kaynaklar, bir birey için kendi duygusal düşüncesel ve inançsal sermayesinin ta kendisidir. Bu sermayenin doğru yönetilmesi demek bireyin hayatta ne kadar istediği veya ondan istenilen şeyleri verebilme kapasitesinde ki etkisi olarak görülebilir.
Aileden ayrışmak kopmak demek değildir. Ayrışma kelimesinin temsil ettiği bir olma halinden bölünmek her zaman uzaklaşmayı getirmez. Fiziksel olarak uzaklaşmak ta çoğu zaman da ayrışmayı gerçekleştirmez. Çünkü burda aslında ayrılışması gereken konu fiziksel himayeden ziyade zihinsel ve duygusal süreçlerdir. Yani annesi ve babası gibi düşünen ve hisseden bir çocuk olmaktan çıkıp annesi ve babasının ibaret olması değil ama onun halen bir parçası konumuna geçmesidir. Birey olmak ve kimlik edinmek bu ayrışmanın ne kadar kapsamlı olduğuyla doğrudan ilişkilidir. Fiziksel olarak ailesinden ayrı kalmış çocukların bu ayrışmayı yapması sanılanın aksine daha zordur. Çünkü ellerinde işleyecekleri bir bilgi çok fazla erişilebilir olmayabilir. Çocuğun Ailesini tanımak onların üzerindeki etkisini daha iyi anlamak adına bu süreçte destekleyicidir. Ancak burda da hassas bir denge vardır ki roller değişmemesi adına kıymetlidir.
Çocuğun ebeveynlerini tanımaya başlaması, onların da kendi geçmişleri, korkuları, ihtiyaçları ve sınırlılıkları olan bireyler olduğunu fark etmesini beraberinde getirir. Fakat bu farkındalık, çocuğun ebeveyninin duygusal yükünü taşıması veya onu anlamak adına kendi ihtiyaçlarından vazgeçmesi anlamına gelmemelidir. Aksi halde bireyleşmeye hizmet etmesi beklenen farkındalık, çocuğun aile sistemi içerisinde kendisine ait olmayan bir sorumluluğu üstlenmesine neden olabilir.
Sağlıklı ayrışmada amaç ebeveyni reddetmek değil, ebeveynden gelenlerle kişinin kendisine ait olanları birbirinden ayırt edebilmesidir. “Annem böyle düşünüyor” ile “ben böyle düşünüyorum”, “babam bundan korkuyor” ile “ben bundan korkuyorum” arasındaki sınır belirginleşmeye başladıkça genç kendi zihinsel ve duygusal alanını kurmaya başlar. Bu nedenle ergenlikte görülen itirazlar, sorgulamalar, fikir değişiklikleri ve zaman zaman ebeveynlerden farklılaşma çabaları yalnızca bir çatışma veya problem olarak görülmemelidir. Bunların bir kısmı, gencin kendisine ait olanı keşfetme çabasının doğal bir sonucu olabilir.
Elbette ayrışma yalnızca “hayır” diyebilmekten veya ebeveyne karşı çıkabilmekten ibaret değildir. Sürekli karşıt bir pozisyonda durmak da kişinin seçimlerini hâlâ ebeveynine göre belirlediği anlamına gelebilir. Bir genç yalnızca ailesinin istediğini yaptığı için değil, ailesinin istediğinin tam tersini yapmak zorunda hissettiğinde de kararlarının merkezinde ailesini tutuyor olabilir. Daha olgun bir ayrışmada ise kişi ailesiyle aynı fikirde olabileceği gibi onlardan farklı da düşünebilir; belirleyici olan, bu seçimin kendisine ait olduğunu hissedebilmesidir.
Bu noktada ebeveynlerin görevi de giderek değişmektedir. Çocukluk döneminde daha fazla yöneten, sınır koyan ve karar alan ebeveynin ergenlik döneminde aynı kontrol düzeyini sürdürmesi, gencin kendi kararlarının sonuçlarıyla karşılaşabileceği alanı daraltabilir. Bunun karşı ucunda ise ergenin henüz gelişmekte olan kapasitesini göz ardı ederek bütün sorumluluğu bir anda ona bırakmak bulunur. Dolayısıyla ihtiyaç duyulan şey ne tamamen kontrol etmek ne de tamamen geri çekilmektir. Daha çok, güvenli sınırlar içerisinde gencin seçim yapmasına, hata yapmasına, fikrini değiştirmesine ve bunların sonuçlarını deneyimlemesine izin verebilen bir ebeveynlik pozisyonudur.
Çünkü kimlik yalnızca düşünerek edinilmez; aynı zamanda deneyerek inşa edilir. Genç hangi insanlarla yakınlık kuracağını, hangi değerlere inanacağını, nasıl görünmek istediğini, geleceğini nasıl tasarlayacağını ve ailesinden kendisine aktarılan hangi özellikleri yanında taşımak isteyip hangilerini geride bırakacağını zaman içerisinde deneyimler. Bazı seçimlerinden vazgeçmesi veya fikirlerinin değişmesi bu nedenle kimlik gelişiminin başarısız olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, yeterince güvenli bir ortamda deneme ve yanılmaya izin verilmesi, kişinin kendisine ait daha tutarlı bir yaşam örgütleyebilmesinin yollarından biridir.
Belki de aileden sağlıklı ayrışmayı en iyi anlatan nokta tam olarak burasıdır: Aile artık kişinin kim olduğunu belirleyen yapı olmaktan çıkarak, kim olduğunu keşfederken ilişki kurmaya devam edebildiği yapılardan biri hâline gelir. Böylece bireyleşmek aileyi kaybetmek anlamına gelmez. Kişi hem ailesine ait olabilir hem de onlardan ayrı bir birey olabilir. Sağlıklı kimlik gelişiminin önemli göstergelerinden biri de bu iki gerçeği aynı anda taşıyabilme kapasitesidir.