Travma çoğu zaman başımıza gelen kötü olayların kendisi üzerinden tanımlanır. Ancak sanırım bir deneyimi travmatik yapan yalnızca ne kadar ağır olduğu değil, yaşandığı sırada kişinin sahip olduğu kaynaklarla ne ölçüde işlenebildiğidir. Aynı olayın iki insan üzerinde birbirinden oldukça farklı izler bırakabilmesi de biraz bununla ilişkili olabilir. Çünkü geçmişte gerçekleşmiş bir olay, psikolojik olarak her zaman geçmişte kalmayabilir. Bazen bugün kurulan bir ilişkide hissedilen terk edilme korkusunda, eleştiri karşısında ortaya çıkan yoğun utançta veya kişinin nedenini tam olarak açıklayamadığı bedensel bir alarm halinde kendisini yeniden gösterebilir. Kişi bugün güvende olduğunu biliyor olsa bile, deneyimin bir tarafı halen geçmişteki tehlikeye yanıt veriyor olabilir. Bu açıdan travmayı yalnızca hatırlanan bir anıdan ziyade, geçmişte öğrenilmiş fakat bugün hâlâ güncelmiş gibi çalışan bir deneyim olarak düşünmek mümkün olabilir. O halde travma terapisinin meselesi geçmişi değiştirmekten ziyade, geçmişte yaşanan bir deneyimin bugünü yönetmeye devam etme zorunluluğunu ortadan kaldırabilmektir.
EMDR’nin travma terapisindeki yeri de sanırım bu ayrım üzerinden daha anlaşılır hale gelir. Terapide amaç kişiyi yaşadığı olayın kötü olmadığına ikna etmek veya acı veren bir anının yerine daha olumlu bir düşünce koymak değildir. Zaten bazı deneyimler gerçekten kötüdür ve onları başka türlü tanımlamaya çalışmak kişinin yaşantısını geçersizleştirmekten öteye gitmeyebilir. Buradaki mesele anının varlığından çok, anının bugün nasıl depolandığı ve ne tarafından harekete geçirildiğidir. Geçmişte yaşanan bir reddedilme bugün partnerin mesafesinde, geçmişteki çaresizlik otorite karşısında veya bir zamanlar hissedilen tehlike oldukça sıradan bir bedensel duyumda yeniden etkinleşebilir. EMDR ile çalışırken kişinin yalnızca olayın görüntüsüne değil, onunla birlikte gelen duyguya, bedensel duyuma ve kendisi hakkında edindiği anlamlara da temas etmesi biraz bu nedenle kıymetlidir. “Güvende değilim”, “çaresizim” veya “yeterli değilim” gibi anlamlar geçmişte anlaşılabilirken, yıllar sonra kişinin hayatını düzenlemeye devam ettiğinde artık koruyucu olmaktan çıkabilir.
Burada hassas bir ayrım vardır. Travma sonrasında geliştirilen birçok davranışı yalnızca işlevsiz olarak görmek, bu davranışların bir zamanlar ne işe yaradığını kaçırmamıza neden olabilir. İnsanlardan uzaklaşmak yeniden incinme ihtimalini azaltmış, sürekli tetikte olmak tehlikeyi önceden fark etmeye veya kontrol etmek çaresizlik hissini yönetmeye yardımcı olmuş olabilir. Yani bugün kişinin hayatını daraltan bir tepki, geçmişte sahip olduğu koşullar içerisinde oldukça anlamlı bir çözüm olmuş olabilir. Ancak geçmişte işe yarayan her çözümün bugün de sürdürülmesi gerekmez. Sanırım travma terapisinin önemli taraflarından biri kişinin kendisini bu tepkileri nedeniyle yargılamasından önce, onların neden ortaya çıktığını anlayabilmesine alan açmasıdır. EMDR de burada geçmişi silmekten ziyade geçmiş ile bugün arasındaki ayrımı belirginleştirebilir. Kişi artık yetişkin olduğunu, seçim yapabildiğini veya güvende olduğunu yalnızca düşünsel olarak bilmekten öte, geçmişteki deneyimin bugün sona ermiş olduğunu daha bütünlüklü biçimde deneyimleyebilir.
Belki de bu nedenle travmadan iyileşmeyi yaşanan olayın artık hiç acı vermemesi üzerinden tanımlamak doğru olmayacaktır. Bazı anılar hatırlandığında her zaman üzüntü yaratabilir; bazı kayıpların tamamen nötr hale gelmesi zaten beklenmeyebilir. Değişmesi beklenen, kişinin geçmişi hatırladığında yeniden geçmişteymiş gibi yaşamak zorunda kalmamasıdır. Anı kalabilir fakat alarm azalabilir; yaşanan şey kişinin hikâyesinin bir parçası olmaya devam ederken bütün hikâyeyi belirlemek zorunda olmayabilir. Bu anlamda EMDR ve travma terapisi kişinin geçmişinden kurtulmasını değil, geçmişiyle arasındaki ilişkinin değişmesini mümkün kılar. Çünkü insanın başına gelenleri geri almak mümkün değildir ama bugün verdiği her tepkinin dün tarafından belirlenmesi de bir zorunluluk değildir. Belki de iyileşmek bu nedenle unutmak değil; geçmişte olanı, gerçekten geçmişte bırakabilecek kadar işleyebilmektir.