Burak Alban, MSc.Klinik PsikologAra
Ara
← Blog

Blog

Bireyselleşmek: Kafamızın Karışması Bazen İyi Bir Şeydir

Büyürken neyin doğru, neyin yanlış, neyin bizim için iyi olduğu konusunda ilk referanslarımızı çoğunlukla kendimiz oluşturmayız. Ailemizin, içinde büyüdüğümüz çevrenin ve kültürün değerleriyle karşılaşır; ilişkilerin nasıl yaşanacağına, başarının ne olduğuna, nasıl biri olmamız gerektiğine dair pek çok fikri henüz onları gerçekten seçmeden ediniriz. Bu yüzden bireyselleşmenin başlangıcı her zaman büyük bir netlik hissi yaratmayabilir. Bazen tam tersine, ilk ortaya çıkan şey kafa karışıklığıdır.

Çünkü kafamızın karışması için bildiğimiz bir şeyin artık eskisi kadar iyi açıklayamadığı başka bir şeyle karşılaşmamız gerekir. Ailemizde normal kabul edilen bir ilişki biçiminin bize iyi gelmediğini fark edebilir, yıllardır başarı olarak gördüğümüz bir hayatın bizi aslında tatmin etmediğini görebilir veya kendimize yakıştırdığımız bir kimliğin artık üzerimize tam oturmadığını hissedebiliriz. Henüz yerine ne koyacağımızı bilmediğimiz için de bir süre arada kalırız. Bu açıdan kafa karışıklığı her zaman kötü bir yerde olduğumuzu göstermez; bazen tam da bize uymayan bir şeyi fark edebilecek kadar ondan ayrışmaya başladığımızı gösterir.

Bireyselleşme sürecinde kafa karışıklığından iç referans noktasına ilerlemeyi simgeleyen tek çizgi profil

Fakat bireyselleşme yalnızca bize aktarılanları sorgulamak ya da reddetmek değildir. Bir süre sonra bu sorgulamanın kendi seçimlerimize dönüşmesi gerekir. İnsan kendi hayatına daha fazla çıktıkça farklı ilişkiler, insanlar, fikirler ve yaşam biçimleriyle karşılaşır. Bazılarının kendisine iyi geldiğini, bazılarının ise gelmediğini deneyimleyerek öğrenir. Zaman içinde bu deneyimler yalnızca tek tek tercihler olmaktan çıkar; kriterlere, sınırlara ve standartlara dönüşmeye başlar. Nasıl bir ilişkinin içinde olmak istediğimizi, hangi davranışların bizim için kabul edilebilir olmadığını, nasıl bir hayatın bizi tatmin ettiğini ve neyin bize ait hissettirmediğini giderek daha iyi biliriz.

Belki de bireyselleşmeyle birlikte güçlenen en önemli şeylerden biri tam olarak budur: bir iç referans noktası.

Bu iç referans, her konuda kesin cevaplarımızın olması anlamına gelmez. Daha çok, dışarıdan gelen cevapları değerlendirebileceğimiz kendi konumumuzun giderek belirginleşmesidir. Başkalarının ne düşündüğünü dinlemeye devam ederiz ama her görüş karşısında kendi konumumuzu kaybetmeyiz. Bir ilişki istediğimiz gibi gitmediğinde yalnızca “Beni istiyor mu?” sorusuna değil, “Ben bu ilişkinin içinde olmak istiyor muyum?” sorusuna da dönebiliriz. Bir yol herkes tarafından doğru kabul edildiğinde, onun bizim için de doğru olup olmadığını düşünebiliriz. Böylece I-position güçlenir: kendimizi başkalarından tamamen bağımsızlaştırmak yerine, başkalarıyla ilişki içindeyken de kendi konumumuzu koruyabilmeye başlarız.

Yine de bunun sonunda ulaşacağımız yer, kafamızın bir daha hiç karışmadığı tamamlanmış bir yetişkinlik hali değildir. Hatta kafamızın hiç karışmaması için ya karşıt fikirlerle ve yeni deneyimlerle pek karşılaşmıyor olmamız ya da kendimizi artık değişmeyecek, tamamlanmış bir yapı olarak görmemiz gerekirdi. Sürekli değişen bir dünyada ise bunun ne kadar gerçekçi olduğu tartışılır. Yeni insanlar tanır, başka yaşam biçimleri görür, kayıplar yaşar, ilişkiler kurar, daha önce bilmediğimiz şeyler öğreniriz. Bugün çok emin olduğumuz bazı düşüncelerimizi birkaç yıl sonra yeni deneyimlerimizle güncelleyebiliriz.

Bu nedenle yetişkinlikte zaman zaman yeniden kafamızın karışması, bireyselleşemediğimiz anlamına gelmez. Bazen hayat bize henüz mevcut kriterlerimizin cevap vermediği yeni bir soru sormuştur. Fark, artık bu belirsizliğin içinde tamamen dışarıya bakmak zorunda olmamamızdır. Yıllar içinde oluşmuş değerlerimiz, deneyimlerimiz, sınırlarımız ve kendimiz hakkında bildiklerimiz vardır. Yeni olanı bunların içinden geçirir, gerekirse bazılarını yeniden gözden geçirir ve kendi konumumuzu tekrar oluştururuz.

Belki de bireyselleşmenin getirdiği netlik tam olarak budur. Hayatın bir daha kafamızı karıştırmaması değil; kafamız karıştığında kendimize geri dönebileceğimiz bir iç referans noktasının giderek güçlenmesi. Kriterlerimiz değişebilir, standartlarımız güncellenebilir, hatta kendimiz hakkında bildiğimizi sandığımız bazı şeyleri yeniden keşfedebiliriz. Ama bütün bu değişimin içinde ne istediğimizi, ne istemediğimizi ve yeni olanı nasıl değerlendireceğimizi giderek daha fazla kendi deneyimimizden hareketle belirleyebiliriz.

Bireyselleşmek belki de kendimizin son halini bulmak değildir. Değişmeye devam ederken, her seferinde kendimize biraz daha ait bir yerden yeniden konumlanabilmektir.