Burak Alban, MSc.Klinik PsikologAra
Ara
← Blog

Blog

Depresyon ve Duygudurum Güçlükleri: Geçmişin Yükü, Bugünün Yaşamı

Üzüntü, hayal kırıklığı ve isteksizlik insan yaşamının doğal parçalarıdır. Bir kaybın ardından içimize kapanmak, zorlayıcı bir dönemde enerjimizin azalması veya geleceğe ilişkin umudumuzu geçici olarak yitirmek tek başına depresyon anlamına gelmez. Ancak bazen bu duygusal değişimler süreklilik kazanır; kişi eskiden anlamlı bulduğu etkinliklere ilgi duymakta, yakın ilişkilerinden beslenmekte ve gündelik sorumluluklarını yerine getirmekte zorlanabilir. Depresyon her zaman yoğun bir üzüntü olarak da yaşanmaz. Kimi zaman duygusal bir donukluk, hiçbir şeyden keyif alamama veya yaşamın akışına dışarıdan bakıyormuş gibi hissetme ön plana çıkar. Depresif deneyim, yalnızca nasıl hissettiğimizin değil, içinde bulunduğumuz anla, kendimizle ve gelecekteki olasılıklarla kurduğumuz ilişkinin de değişmesidir. Kişi hayatın içinde bulunmasına rağmen ona katılmakta güçlük çekebilir; günler ilerlerken kendisini aynı yerde kalmış gibi hissedebilir.

Geçmişin duygusal yükünü simgeleyen dolaşık çizgilerden yapraklı bir dala uzanan, beyaz zemin üzerine insan çizimi

Depresyon bazen geçmişte yaşananların yalnızca hatırlanması değil, onların duygusal yükünün bugün de taşınmaya devam etmesiyle ilişkili olabilir. Kayıplar, karşılanmamış duygusal ihtiyaçlar, eleştirilme deneyimleri veya kişinin kendisine yönelik olumsuz değerlendirmeleri bugünkü yaşantısına eşlik edebilir. Özellikle geçmişteki olayların tekrar tekrar düşünülmesi, kişinin zihinsel kaynaklarını tüketerek şu anda olup bitenlere yönelmesini zorlaştırabilir. Bazen de geçmiş, bilinçli biçimde hatırlanan anılardan çok, kişinin kendisini değersiz görmesinde, ilişkilerde reddedilmeyi beklemesinde veya başarısızlık karşısında kendisine acımasız davranmasında etkisini gösterir. Bununla birlikte her depresyon geçmişteki travmatik bir yaşantının sonucu değildir. Biyolojik yatkınlıklar, bedensel sağlık, uzun süreli stres, güncel kayıplar ve yaşam koşulları da depresif belirtilerin gelişiminde rol oynayabilir. Geçmişi anlamak, bugünü yalnızca geçmişle açıklamak demek değildir; kişinin bugün yaşadığı güçlüğü bütün yönleriyle değerlendirebilmek için yaşam öyküsüne de yer açmaktır.

Geçmişin duygusal yükü ve depresif belirtiler, kişinin bugünün sunduğu deneyimlerden yararlanmasını da güçleştirebilir. Enerji kaybı, dikkat güçlüğü, umutsuzluk ve keyif alamama nedeniyle kişi arkadaşlarıyla görüşmeyi erteleyebilir, ilgilendiği etkinliklerden uzaklaşabilir veya kendisine iyi gelebilecek küçük adımları atmakta zorlanabilir. Geri çekilmek kısa vadede yorucu beklentilerden korunma hissi verse de zamanla sosyal bağların, başarı ve yeterlilik deneyimlerinin, gündelik yaşamdan alınabilecek olumlu karşılıkların azalmasına yol açabilir. Böylece kişi kendisini daha yalnız ve yetersiz hissettikçe yeniden harekete geçmek de zorlaşabilir. Depresyon bazen geçmişin yükünü bugün taşırken, bugünün sunduğu yaşam olanaklarından da uzaklaşmaktır. Ancak bu geri çekilmeyi tembellik veya irade eksikliği olarak görmek doğru değildir. Depresif belirtiler, en sıradan işleri bile yoğun çaba gerektiren deneyimlere dönüştürebilir. Kişinin geçmişte takılı kalmış gibi hissetmesi, yalnızca geçmişi düşündüğü için değil; bugünün içinde yeni deneyimler biriktirme kapasitesi azaldığı için de güçlenebilir.

Bu nedenle depresif bir dönemi değerlendirirken yalnızca üzüntünün varlığına değil, belirtilerin süresine, yoğunluğuna, kişinin yaşamındaki işlev kaybına ve bu belirtileri sürdüren döngülere bakmak önemlidir. Psikoterapide kişinin kayıpları, ilişkileri, kendilik algısı ve yaşam öyküsü ele alınırken bugün nasıl yaşadığı, nelerden geri çekildiği ve hangi deneyimlere yeniden yaklaşmak istediği de araştırılabilir. Gerektiğinde psikiyatrik değerlendirme ve diğer sağlık destekleri bu sürecin parçası olabilir. Amaç geçmişi silmek, kişiyi sürekli mutlu hissettirmek veya her koşulda üretken olmaya zorlamak değildir. Amaç, geçmişin bugün üzerindeki etkisini anlayabilmek, depresif döngüleri değiştirebilmek ve kişinin kendi değerleri doğrultusunda yaşamla yeniden ilişki kurmasını desteklemektir. İyileşme bazen büyük bir dönüşümden önce, bir ilişkiye yeniden katılabilmekte, gündelik bir etkinlikten küçük bir karşılık alabilmekte ve geleceğin yalnızca geçmişin devamı olmak zorunda olmadığını deneyimleyebilmekte kendisini gösterir.