Burak Alban, MSc.Klinik PsikologAra
Ara
← Blog

Blog

Sosyal Kaygı: Başkalarının Gözünden Kendimize Bakmak

İnsan sosyal bir varlıktır. Başkalarının bizi nasıl gördüğünü önemsemek, kabul edilmek istemek veya zaman zaman eleştirilmekten çekinmek oldukça doğaldır. Hatta çevremizdeki insanların değerlendirmelerini dikkate almak, ilişkilerimizi düzenlememize ve sosyal çevremize uyum sağlamamıza yardımcı olabilir. Fakat bazen bu değerlendirilme ihtimali, kişinin kendisini sürekli başkalarının gözünden izlemeye başlamasına neden olabilir. Bir topluluk içerisinde konuşurken yalnızca ne söyleyeceğimizi değil, nasıl göründüğümüzü, sesimizin titreyip titremediğini veya söylediklerimizin nasıl karşılanacağını da düşünmeye başlayabiliriz. Böylece kişi bir yandan sosyal ilişkinin içerisinde bulunurken diğer yandan kendisini dışarıdan değerlendiren bir gözlemciye dönüşebilir. Sosyal ortam, ilişki kurulan bir yer olmaktan çıkarak kişinin yeterliliğinin ve kabul edilebilirliğinin sınandığı bir alana dönüşebilir.

Başkalarının bakışı altında kendini değerlendirmeyi simgeleyen beyaz zemin üzerine tek çizgi portreler

Bu hassasiyetin gelişiminde geçmiş ilişkiler, eleştirilme, dışlanma veya küçük düşürülme deneyimleri rol oynayabilir. Bazı kişilerde aile içerisinde başarıya, hata yapmaya veya başkalarının beklentilerine verilen önem, kişinin kendisini değerlendirme biçimini etkileyebilir. Ancak her sosyal kaygının arkasında travmatik bir yaşantı aramak doğru değildir; mizaç, öğrenilmiş beklentiler ve güncel sosyal çevre de önemlidir. Sosyal kaygı sürdüğünde kişinin dikkati giderek karşısındaki insanı anlamaktan çok kendi performansına yönelebilir. Yanlış bir şey söylememek için daha az konuşmak, eleştirilmemek için fikirlerini paylaşmamak veya dikkat çekmemek için göz temasından kaçınmak kısa vadede rahatlatıcı olabilir. Fakat bu davranışlar kişinin korktuğu değerlendirmelerin gerçekten gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini görmesini de zorlaştırabilir. Üstelik sosyal etkileşim sona erdiğinde değerlendirme her zaman bitmez. Kişi söylediklerini tekrar tekrar düşünerek, başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğünü anlamaya çalışarak kaygıyı zihninde sürdürmeye devam edebilir.

Sosyal kaygı bazen satın almadığımız bir ürünün vergisini ödemeye benzer. Henüz kimse bizi eleştirmemiş, reddetmemiş veya yetersiz bulmamıştır. Fakat bunların gerçekleşebileceği ihtimali, sanki çoktan yaşanmış gibi üzerimizde psikolojik bir yük oluşturmaya başlamıştır. Kişi söyleyeceklerini defalarca düşünür, kendisini kontrol eder ve bazen olumsuz değerlendirilmemek için istediği bir deneyimden vazgeçer. Böylece henüz gerçekleşmemiş bir olayın bedeli bugünkü seçimler üzerinden ödenir. Bu bedel yalnızca hissedilen kaygıyla sınırlı kalmayabilir; kurulmamış arkadaşlıklar, ifade edilmemiş düşünceler ve kaçırılmış fırsatlar da zaman içerisinde bu maliyetin bir parçası hâline gelebilir. Elbette sosyal ilişkilerde reddedilmek veya eleştirilmek mümkündür. Sorun bu ihtimallerin varlığı değil, kişinin henüz gerçekleşmemiş olumsuz değerlendirmelerden korunmaya çalışırken kendi yaşam alanını daraltmaya başlamasıdır.

Bununla birlikte çekingenlik, sessizlik veya yalnız kalmayı tercih etmek tek başına psikolojik bir problem değildir. İnsanların sosyal ihtiyaçları, mizaçları ve kendilerini ifade etme biçimleri farklılık gösterebilir. Klinik açıdan önemli olan kişinin ne kadar sosyal olduğu değil, kaygısının istediği hayatı yaşamasını ne ölçüde engellediğidir. Yalnızlığı tercih etmek ile reddedilmekten korktuğu için ilişki kuramamak aynı şey değildir. Psikoterapide bu nedenle yalnızca kaygının azaltılmasına değil, kişinin kendisini nasıl değerlendirdiğine, başkalarının bakışına yüklediği anlamlara ve kaçınma davranışlarının hangi işlevleri yerine getirdiğine de odaklanılabilir. Amaç kişiyi daha dışa dönük veya konuşkan birine dönüştürmek değil; kendi mizacını koruyarak sosyal ilişkilerinde daha esnek davranabilmesini ve seçimlerini yalnızca değerlendirilme korkusuna göre yapmak zorunda kalmamasını desteklemektir. Çünkü sosyal kaygının yarattığı güçlük bazen başkalarının bizi gerçekten yargılamasından önce, onların henüz yapmadığı değerlendirmeleri kendi üzerimizde uygulamaya başlamamızdır.