Burak Alban, MSc.Klinik PsikologAra
Ara
← Blog

Blog

Yaygın Kaygı ve Sürekli Endişe: Henüz Yaşanmamış Bir Gelecekle Meşgul Olmak

Kaygı, gelecekte karşılaşabileceğimiz tehlikeleri öngörmemize ve bunlara hazırlanmamıza yardımcı olan doğal bir duygudur. Bir sınavı, iş görüşmesini veya önemli bir kararı düşünürken endişelenmek, belirsizlik karşısında önlem almamızı sağlayabilir. Ancak bazen endişe, belirli bir sorunla sınırlı kalmayarak hayatın pek çok alanına yayılabilir. Sağlık, iş, ilişkiler, maddi koşullar veya sevdiklerimizin güvenliği hakkında sürekli yeni ihtimaller düşünmeye başlayabiliriz. Bir konu çözüldüğünde zihnimiz rahatlamak yerine başka bir olasılığa yönelebilir. Böylece kaygı, karşılaşabileceğimiz sorunlara hazırlanmanın ötesine geçerek henüz gerçekleşmemiş olaylarla sürekli meşgul olduğumuz bir düşünme biçimine dönüşebilir. Kişi yalnızca kötü bir şey olacağından değil, kötü bir şey olursa bununla baş edemeyeceğinden de endişe duyabilir. Bu noktada endişe, geleceğe hazırlanmanın bir yolu olmaktan çıkarak belirsizliği kontrol altında tutma çabasına dönüşebilir.

Gelecekteki ihtimallere uzanan düşünce çizgileriyle sürekli endişeyi simgeleyen beyaz zemin üzerine portre

Sürekli endişelenmek bazen geleceğe ilişkin bir korkudan çok, geçmişte öğrenilmiş bir güvende kalma biçiminin devamı olabilir. Özellikle öngörülemez aile ortamlarında büyüyen, sık eleştirilen veya erken yaşta fazla sorumluluk üstlenmek zorunda kalan kişiler için olası sorunları önceden düşünmek, çevreyi takip etmek ve hazırlıklı olmak bir dönem koruyucu bir işlev görmüş olabilir. Çocuklukta bakım verenlerin duygusal tepkilerini önceden kestirmeye çalışmak veya hata yapmamak için sürekli dikkatli olmak, kişinin belirsizlik karşısında geliştirdiği baş etme biçimlerini etkileyebilir. Travmatik yaşantılar, kayıp ve güvensizlik deneyimleri de dünyanın ne kadar öngörülebilir olduğuna ilişkin beklentileri şekillendirebilir. Ancak her yaygın kaygının arkasında travmatik bir deneyim bulunması gerekmez; mizaç, öğrenilmiş düşünme alışkanlıkları ve güncel yaşam koşulları da önemlidir. Bazı kişiler için endişelenmeyi bırakmak, tedbirsiz davranmak veya sorumluluklarını ihmal etmek gibi hissedilebilir. Böylece kişi yalnızca olası tehlikelerden değil, endişelenmediğinde hazırlıksız yakalanma ihtimalinden de korkmaya başlayabilir. Geçmişte işe yarayan bu sürekli hazırlıklı olma hâli, yetişkinlikte aynı düzeyde bir tehlike bulunmadığında bile devam edebilir.

Burada endişelenmek ile sorun çözmek arasındaki fark önem kazanır. Sorun çözmek, belirli bir güçlüğü tanımlamayı ve mümkün olan adımları değerlendirmeyi içerirken sürekli endişe, çoğu zaman kesin bir sonuca ulaşmadan ihtimaller arasında dolaşır. “Ya başarısız olursam?”, “Ya bir şeyleri gözden kaçırdıysam?” veya “Ya beklemediğim bir şey olursa?” soruları yeni sorular doğurabilir. Kişi bütün olasılıkları düşünerek belirsizliği ortadan kaldırmaya çalışırken, aslında belirsizliğe tahammül etme fırsatını giderek azaltabilir. Üstelik bu süreç yalnızca düşüncelerle sınırlı değildir. Kas gerginliği, huzursuzluk, uyku güçlükleri, yorgunluk ve dikkatini toplamakta zorlanma gibi belirtiler de eşlik edebilir. Zihinsel olarak sürekli hazırlıklı olmak, kişiye geçici bir kontrol duygusu sağlayabilir; ancak bu durum gerçek anlamda güvende olmakla aynı şey değildir. Endişe bazen geleceği kontrol etmekten çok, kontrol edemediğimiz bir gelecek karşısında kendimizi daha az çaresiz hissetmeye yarar. Ne var ki kişi gelecekte yaşanabilecek güçlüklerle sürekli meşgul olduğunda, içinde bulunduğu ana ayırabileceği dikkati ve enerjiyi de kaybetmeye başlayabilir. Böylece gelecekteki olası sorunlara hazırlanma çabası, bugünkü yaşamın kendisini zorlaştırabilir.

Bununla birlikte sık endişelenmek tek başına yaygın kaygı bozukluğu olduğu anlamına gelmez. Bazı insanlar doğaları gereği daha temkinli ve planlıdır; bazı dönemlerde ise yaşam koşulları gerçekten belirsiz veya zorlayıcı olabilir. Önemli olan kaygının kişinin yaşamında hangi işlevi yerine getirdiği, ne ölçüde kontrol edilebildiği ve zaman içerisinde onu nasıl etkilediğidir. Bazı kişiler için sürekli endişelenmek sorumluluklarını yerine getirmenin, hazırlıklı olmanın veya kendisini güvende hissetmenin bir yolu olabilir. Ancak geçmişte koruyucu bir işlev üstlenen bu baş etme biçimi, zamanla kişinin seçimlerini sınırlandırmaya ve yaşamak istediği hayattan uzaklaşmasına neden olabilir. Psikoterapide bu nedenle yalnızca kaygının ne kadar yoğun yaşandığına değil, kişinin yaşam öyküsü içerisinde nasıl geliştiğine, bugün neye hizmet ettiğine ve karşılığında kişiye neye mal olduğuna da odaklanılır. Amaç kaygıyı tamamen ortadan kaldırmak veya kişinin mizacını değiştirmek değil; kaygıyla kurduğu ilişkinin yaşamını ne ölçüde sınırlandırdığını anlamak ve gerektiğinde daha esnek, işlevsel baş etme biçimleri geliştirmesini desteklemektir. Çünkü kaygının varlığı değil, kişinin yaşamını ne ölçüde kaygının belirlemeye başladığı klinik açıdan önem taşır.