Burak Alban, MSc.Klinik PsikologAra
Ara
← Blog

Blog

Zihnin Hiç Susmaması: Aşırı Düşünme (Overthinking) ile Baş Etme

Aşırı düşünme çoğu zaman zihnin içerisinde aynı konuşmayı tekrar tekrar yapmak, verilmiş bir kararı yeniden sorgulamak veya henüz gerçekleşmemiş ihtimallerin sonuçlarını hesaplamaya çalışmak şeklinde kendisini gösterebilir. İlginç olan ise kişinin bütün bu düşünme sürecinin sonunda çoğu zaman başladığı yerden çok daha emin bir noktaya ulaşmamasıdır. Çünkü düşünmek her zaman bir problemi çözmek için kullanılmaz; bazen belirsizliği, kaygıyı veya kontrol edemediğimiz bir duyguyu kontrol edebilmenin yolu haline gelebilir. “Bunu neden söyledi?”, “Yanlış mı anlaşıldım?”, “Ya böyle olursa?” veya “Başka türlü davransaydım ne olurdu?” gibi soruların ortak tarafı belki de doğru cevabı bulmaktan çok, cevapsız kalmanın yarattığı rahatsızlığı ortadan kaldırmaya çalışmalarıdır. Bu nedenle aşırı düşünen birine yalnızca “düşünmemeye çalışmasını” söylemek pek işe yaramayabilir; çünkü zihnin yaptığı şey anlamsız bir tekrar değil, kişiyi belirsizlikten veya hata yapmanın yaratabileceği sonuçlardan korumaya çalışan bir strateji de olabilir. Fakat kesinlik arayışı arttıkça insan daha fazla ihtimali hesaba katmaya, daha fazla ihtimal ise daha fazla düşünmeye başlar. Böylece başlangıçta rahatlamak için kullanılan düşünme, zaman içerisinde rahatlamayı engelleyen şeyin kendisine dönüşebilir. O halde aşırı düşünmeyle baş etmenin meselesi zihni susturmaktan ziyade, her düşüncenin çözülmesi gereken bir problem ve her belirsizliğin ortadan kaldırılması gereken bir tehdit olmadığını öğrenebilmek olabilir.

Karmaşık düşüncelerin sakin bir çizgiye dönüştüğü tek çizgi insan portresi

Aynı görünen aşırı düşünmenin farklı insanlarda farklı işlevleri olabilir. Bazı kişiler için düşünmek kontrol duygusunu korumanın bir yoludur: “Her ihtimali önceden hesaplarsam hazırlıksız yakalanmam.” Bazıları belirsizliğe tahammül etmekte zorlandığında zihnini kesin bir cevaba ulaşana kadar çalıştırır; fakat hayatın birçok alanında o kesin cevap hiç gelmez. Başka biri ise öfke, utanç, üzüntü veya hayal kırıklığı gibi bir duyguyu doğrudan yaşamaktansa onu anlamaya çalışmaya geçebilir. Böylece “Şu an ne hissediyorum?” sorusunun yerini “Neden böyle oldu?” alır. Geçmişte yapılan bir hatayı tekrar tekrar incelemek de gelecekte aynı hatayı yapmamak için zihinsel bir prova gibi çalışabilir. Bütün bunların ortak tarafı, düşünmenin kişiye bir şey yaptığı hissini vermesidir. Zihin boş durmuyor, tehlikeyi önlemeye veya yaşanan şeyi çözmeye çalışıyordur. Bu nedenle aşırı düşünmenin kişiye neye mal olduğunu anlamak kadar, ona ne sağladığını anlamak da önemlidir. Çünkü kişi ancak “Ben neden bu kadar düşünüyorum?” sorusunun yanına “Bu düşünme beni neyden koruyor olabilir?” sorusunu koyduğunda kendi döngüsünü daha yakından görmeye başlayabilir.

Ruminasyon, yani bazen “zihinsel geviş getirme” olarak tarif edilen süreç de bu döngünün bir parçası olabilir. Problem çözmede düşünce bir noktada yeni bir bilgiye, karara veya eyleme götürürken ruminasyonda aynı malzeme tekrar tekrar zihne gelir. “Neden bana öyle cevap verdi?” sorusu “Ben bir şey mi yaptım?”, ardından “Ben zaten insanları bunaltıyor olabilir miyim?” ve sonunda “Ben neden böyleyim?” sorusuna dönüşebilir. Böylece kişi başlangıçta bir olayı anlamaya çalışırken bir süre sonra olay üzerinden kendisini açıklamaya başlar. Yaşanan tek bir durum, kişinin karakteri hakkında daha genel ve daha katı bir hikâyenin kanıtı haline gelebilir. Bu noktada daha fazla düşünmek her zaman daha fazla içgörü sağlamaz; bazen yalnızca aynı sonuca ulaşmanın farklı yollarını üretir. Buradaki önemli ayrım sanırım düşüncenin miktarından çok işlevidir. Düşünmek beni bir karara mı yaklaştırıyor, yoksa karar vermenin yarattığı belirsizlikten mi koruyor? Bir duyguyu anlamama mı yardımcı oluyor, yoksa o duyguyu hissetmemek için beni analizde mi tutuyor? Geçmişten bir şey öğreniyor muyum, yoksa geçmişi değiştirmenin mümkün olmadığı gerçeğiyle karşılaşmamak için aynı sahneyi yeniden mi oynatıyorum? Aynı davranışın farklı kişilerde farklı cevapları olabilir.

Bu nedenle aşırı düşünmeyle baş etmek zihni tamamen susturmak veya aklımıza gelen düşünceleri engellemek anlamına gelmeyebilir. Zihin düşünce üretmeye devam edecektir; önemli olan her düşüncenin peşinden gitmek zorunda olmadığımızı fark edebilmektir. Bazen gerçekten çözülmesi gereken bir problem vardır ve düşünmek işe yarar. Bazen ise elimizde yeni bir bilgi yoktur, kontrol edebileceğimiz bir eylem kalmamıştır ve zihnin istediği kesinlik hayatın içerisinde mevcut değildir. Böyle anlarda yapılabilecek şey bir sonraki düşünceyi bulmak değil, belirsizliğin yarattığı duyguyla bir süre kalabilmek olabilir. Kişinin kendi aşırı düşünme biçiminin hangi işlevi gördüğünü fark etmesi de burada önem kazanır; çünkü kontrol ihtiyacından beslenen bir döngüyle utançtan kaçınmaya hizmet eden bir döngü aynı görünse bile aynı yerden anlaşılmayabilir. Belki de zihinsel sakinlik bütün sorularımıza cevap bulduğumuzda değil, hangi soruların gerçekten cevaplanabileceğini ve hangilerinin cevapsızlığıyla yaşayabileceğimizi ayırt etmeye başladığımızda ortaya çıkar. Aşırı düşünmeyle baş etmenin meselesi de sanırım zihni susturmak değil; zihnin söylediği her şeyi çözmek, kontrol etmek veya takip etmek zorunda olmadığımız yeni bir ilişki kurabilmektir.